Türkiye’de üniversitelerin akademik performansını yalnızca toplam yayın sayıları üzerinden değerlendirmek, kurumların ölçeği ve akademik insan kaynağı arasındaki farklılıklar nedeniyle sınırlı bir karşılaştırma sunuyor. Bu nedenle yayın üretkenliğini akademisyen sayısına göre, yayın niteliğini ise dergi çeyreklikleri ve atıf etkisi üzerinden birlikte değerlendirmek daha anlamlı bir çerçeve sağlıyor.
Bu yazıda 2021–2025 döneminde devlet ve vakıf üniversitelerini, 1000 akademisyen başına belge sayısı, Q1 ve Q2 dergilerdeki yayın üretimi ve Category Normalized Citation Impact (CNCI) göstergeleri üzerinden karşılaştırdım.
Belge sayısında 2025 sıçraması dikkat çekiyor

1000 akademisyen başına belge sayısına bakıldığında, 2021–2023 döneminde devlet ve vakıf üniversitelerinin oldukça yakın bir seyir izlediği görülüyor. Her iki grup da yaklaşık 480–510 bandında bulunuyor. 2023 sonrasında ise her iki grupta da yükseliş başlıyor; ancak asıl dikkat çekici değişim 2024’ten 2025’e geçişte ortaya çıkıyor.
Devlet üniversitelerinde gösterge 532’den 655’e yükselirken, vakıf üniversitelerinde 519’dan 616’ya çıkıyor. Başka bir ifadeyle yalnızca bir yıllık dönemde devlet üniversitelerinde yaklaşık %23, vakıf üniversitelerinde ise %19 oranında artış söz konusu.
Bu artışın büyüklüğü, verinin yorumlanmasında temkinli olmayı gerektiriyor. Özellikle 2025’teki sıçramanın yalnızca akademik üretkenlikteki gerçek bir artıştan mı kaynaklandığı, yoksa veri tabanının kapsamı, indeksleme süreci veya yayınların sisteme yansıma zamanlaması gibi faktörlerden mi etkilendiği ayrıca incelenmeli. Tek bir yılın verisi üzerinden doğrudan bir üretkenlik artışı sonucuna ulaşmak bu nedenle erken olabilir.
Dağılım açısından bakıldığında ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Vakıf üniversitelerinde bazı kurumların 2000’in üzerinde, hatta 2021 ve 2025 yıllarında 2300 civarına ulaşan değerleri bulunuyor. Bu tür uç değerlerin birkaç üniversitenin etkisini yansıtması ve grup ortalamasını yukarı çekmesi mümkün. Devlet üniversitelerinde ise özellikle 2025 yılında dağılımın genişlemesi, kurumlar arasındaki farklılaşmanın arttığına işaret ediyor.
Q1 yayınlarında vakıf üniversiteleri önde

Q1 dergilerdeki yayın üretimi, belge sayısından farklı bir tablo ortaya koyuyor. 1000 akademisyen başına Q1 yayın sayısında vakıf üniversiteleri 2021–2025 döneminin tamamında devlet üniversitelerinin üzerinde yer alıyor.
2021 yılında vakıf üniversitelerinde gösterge 130 iken devlet üniversitelerinde 101 düzeyinde. Fark sonraki yıllarda da korunuyor ve 2025’te vakıf üniversiteleri 239, devlet üniversiteleri ise 223 değerine ulaşıyor.
Bu görünüm, vakıf üniversitelerinde yayın üretiminin yüksek etkili dergilere yöneliminin görece daha güçlü olabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte dağılıma bakıldığında önemli bir ayrıntı ortaya çıkıyor: Vakıf üniversitelerindeki yüksek değerler bütün kurumlara eşit biçimde yayılmaktan çok, bazı üniversitelerin belirgin performansıyla ilişkili görünüyor.
Özellikle 2024 yılında 1000’in üzerine çıkan uç değerler bulunması, grup ortalamasının birkaç yüksek performanslı kurumdan etkilenebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla vakıf üniversitelerinin Q1 performansındaki üstünlüğünü yalnızca ortalama değerler üzerinden değerlendirmek yerine medyan ve çeyrekler arası dağılımla birlikte ele almak gerekiyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü ortalama değerler iki grubun genel eğilimini gösterirken, medyan daha tipik bir üniversitenin performansına ilişkin farklı bir fikir verebilir.
Q2 yayınlarında dengeler değişiyor

Q2 dergilerdeki yayın üretimi ise Q1 göstergesinden belirgin biçimde farklı bir eğilim sergiliyor. 2021 ve 2022 yıllarında vakıf üniversiteleri küçük bir farkla önde.
2021’de değerler sırasıyla 114 ve 106.
2023 yılında iki grup birbirine yaklaşırken, sonraki dönemde üstünlük devlet üniversitelerine geçiyor.
2025 yılına gelindiğinde devlet üniversiteleri 199 yayın ile vakıf üniversitelerinin 163’lük değerinin belirgin biçimde üzerine çıkıyor.
Burada dikkat çekici olan, devlet üniversitelerindeki artışın yalnızca birkaç uç kurumdan kaynaklanıyor gibi görünmemesi. 2025 yılı dağılımında kutunun hem yukarı doğru hareket etmesi hem de genişlemesi, performanstaki yükselişin daha geniş bir kurumsal tabana yayıldığı izlenimini veriyor.
Dolayısıyla Q1 ve Q2 göstergeleri birlikte değerlendirildiğinde, devlet ve vakıf üniversitelerinin yayın profillerinin yalnızca “kim daha fazla yayın yapıyor?” sorusuyla açıklanamayacağı görülüyor. İki grup, yayınların dergi düzeyindeki dağılımı bakımından farklılaşan bir yapıya sahip.
Atıf etkisinde dünya ortalamasının altında seyir

Dördüncü gösterge olan CNCI, yayın sayısından farklı olarak üretilen çalışmaların alan-normalize edilmiş atıf etkisine ilişkin bilgi veriyor. CNCI değerinin 1 olması dünya ortalamasına, 1’in üzerindeki değerler ise dünya ortalamasının üzerindeki atıf etkisine karşılık geliyor.
Bu gösterge açısından en dikkat çekici sonuç, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki farktan çok her iki grubun da beş yıllık dönemde dünya ortalamasının altında kalması.
2021 yılında vakıf üniversiteleri 0,92 ile devlet üniversitelerinin 0,86’lık değerinin üzerinde. Ancak 2022 ve 2023 yıllarında tablo değişiyor. Devlet üniversitelerinin CNCI değeri 2023’te 0,97’ye yükselirken vakıf üniversitelerinin değeri 0,89’a geriliyor. 2024 ve 2025 yıllarında ise iki grup yeniden birbirine yaklaşıyor ve yaklaşık 0,92–0,95 aralığında seyrediyor.
Bu nedenle CNCI sonuçlarında tek tek yıllardaki sıralamadan ziyade daha genel bir yapıya dikkat çekmek gerekiyor: Türkiye’deki her iki üniversite grubunun da atıf etkisi, incelenen beş yıl boyunca uluslararası ortalamanın altında kalıyor. Bu, kurumsal karşılaştırmanın ötesinde, Türkiye’nin bilimsel üretiminin uluslararası atıf görünürlüğü bakımından üzerinde düşünülmesi gereken sistemik bir bulgu.
CNCI dağılımında bazı kurumların oldukça yüksek değerlere ulaşması da ayrıca dikkat çekiyor. Örneğin 2022 yılında vakıf üniversiteleri arasında 4,9 civarında bir uç değer görülüyor. Ancak bu tür değerler, özellikle yayın sayısı düşük kurumlarda az sayıdaki yüksek atıflı çalışmadan önemli ölçüde etkilenebilir. Bu nedenle CNCI gibi göstergelerde ortalama değerlerin yanı sıra medyanın ve dağılımın birlikte incelenmesi daha sağlıklı bir değerlendirme yapılmasını sağlar.
Dört gösterge birlikte ne söylüyor?
2021–2025 dönemindeki dört gösterge birlikte değerlendirildiğinde, devlet ve vakıf üniversiteleri arasında tek boyutlu bir performans farkından söz etmek mümkün görünmüyor.
Belge üretiminde iki grup uzun süre birbirine yakın seyrederken 2025 yılında her iki tarafta da belirgin bir artış görülüyor. Q1 yayınlarında vakıf üniversiteleri dönem boyunca üstünlüğünü koruyor. Buna karşılık Q2 yayınlarında özellikle son iki yılda devlet üniversiteleri belirgin biçimde öne çıkıyor. Atıf etkisinde ise gruplar arasındaki fark yıllara göre değişmekle birlikte, her iki grubun da dünya ortalamasının altında kaldığı görülüyor.
Buradan hareketle Türkiye yükseköğretim sistemindeki akademik üretkenliği yalnızca yayın sayısıyla ölçmek yeterli değil. Yayının hangi düzeyde dergilerde üretildiği, bu üretimin üniversiteler arasında nasıl dağıldığı ve üretilen çalışmaların uluslararası bilimsel etki bakımından nasıl bir karşılık bulduğu birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle 2025 yılı verileri açısından bir başka nokta daha önemli: ortalama değerlerdeki yükseliş ile üniversitelerin tipik performansındaki yükseliş aynı şey değil. Uç değerlerin güçlü olduğu göstergelerde birkaç kurum, grubun genel görünümünü önemli ölçüde değiştirebilir.
Sonuç olarak 2021–2025 dönemi, Türkiye üniversitelerinde akademik üretimin nicelik ve nitelik boyutlarının birbirinden ayrışabildiğini gösteriyor. Daha fazla yayın üretmek ile daha yüksek etkili dergilerde yayın yapmak ve bu yayınların uluslararası atıf etkisini artırmak aynı akademik stratejinin farklı sonuçları olmayabilir.
Doç. Dr. Fatma Betül KURNAZ