Türkiye’deki akademik kadroların cinsiyet yapısına ilişkin verilere bakıldığında, ilk bakışta olumlu bir tabloyla karşılaşmak mümkün. Özellikle akademik kariyerin başlangıç ve orta kademelerinde kadınların temsil oranı oldukça yüksek. Ancak unvan basamakları yükseldikçe bu görünüm belirgin biçimde değişiyor.
2025 yılı verileri üzerinden yapılan inceleme, akademik kariyerin alt kademelerinde kadınların erkeklerle eşit düzeyde, hatta bazı kademelerde daha yüksek oranda temsil edildiğini; ancak profesörlük düzeyinde kadınların temsilinin belirgin biçimde azaldığını gösteriyor. Yalnızca unvan basamakları değil, üniversitelerin türüne ve coğrafi konumuna göre incelendiğinde de önemli farklılıklar olduğu görülüyor.

Kariyer basamaklarında kadın oranı neden düşüyor?
Analizi yaptığımda dikkatimi en çok çekenlerden biri, akademik unvan yükseldikçe kadın oranının düzenli biçimde gerilemesi oldu.
2025 yılında kadınların oranı Araştırma Görevlisi kadrosunda %55 düzeyindeyken, Öğretim Görevlisi kadrosunda %53, Dr. Öğretim Üyesi kadrosunda %48, doçentlik düzeyinde %44 ve profesörlük düzeyinde %36 olarak görülüyor.
Başka bir ifadeyle, akademik kariyerin başlangıcında kadınlar çoğunluğu oluştururken, kariyerin en üst basamağına gelindiğinde bu çoğunluk önemli ölçüde azalıyor.
Bu örüntü, toplumsal cinsiyet araştırmalarında sıklıkla “cam tavan” ya da “sızıntılı boru hattı” olarak tartışılan olguyu hatırlatıyor. Buradaki temel mesele, kadınların akademiye girişinin önünde açık bir engel bulunmasından çok, kariyer ilerledikçe kadınların sistemin içinde daha düşük oranlarda temsil edilmeye başlaması gibi görünüyor.

Üstelik bu durum yalnızca 2025 yılına özgü bir görünüm değil. 2021 ve 2025 verileri karşılaştırıldığında bütün akademik kademelerde kadın oranında artış olduğu görülüyor. Araştırma görevlilerinde kadınların oranı %52’den %55’e, öğretim görevlilerinde %51’den %53’e, Dr. Öğretim Üyelerinde %46’dan %48’e, doçentlerde %40’tan %44’e ve profesörlerde %33’ten %36’ya yükselmiş durumda.
Dolayısıyla burada tek yönlü bir gerilemeden söz etmek doğru olmaz. Kadınların akademideki temsilinde genel bir iyileşme var. Ancak iyileşmeye rağmen unvanlar arasındaki fark hâlâ oldukça belirgin.
Özellikle profesörlük düzeyindeki %36’lık oran, akademik kariyerin en üst basamağında kadınların temsilinin neden hâlâ sınırlı olduğunu ayrıca tartışmayı gerektiriyor. Bu tartışma işini sosyologlara, sosyal psikologlara bırakıyorum demek isterdim ancak bu işi önce kadın akademisyenlere bırakmanın daha doğru olacağını düşündüm birden 🙂 Ne de olsa sorunları en iyi bilenler kadın akademisyenler. Ehh, tabi, ben de kadın kimliğimi bir tarafa bırakamıyorum 🙂
Devlet ve vakıf üniversiteleri arasında şaşırtıcı bir fark olması
Veriye üniversite türü açısından bakıldığında ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor.
2025 yılında vakıf üniversitelerinde kadın akademisyenlerin toplam kadro içerisindeki oranı yaklaşık %55 iken, devlet üniversitelerinde bu oran %45 düzeyinde kalıyor. Aradaki fark yaklaşık 10 puan.

Bu sonuç, başlangıçta farklı bir açıklamayı düşündürebilir. Vakıf üniversitelerinin daha genç akademik kadrolara sahip olması, dolayısıyla alt akademik kademelerde daha fazla personel barındırması, kadın oranının yüksek görünmesine neden oluyor olabilir.
Ancak kadro yapısına bakıldığında devlet ve vakıf üniversiteleri arasında gerçekten belirgin bir farklılık bulunuyor. Vakıf üniversitelerinde Dr. Öğretim Üyesi kadrosunun toplam kadro içindeki payı %33 iken devlet üniversitelerinde bu oran %24. Buna karşılık doçent oranı vakıf üniversitelerinde %9, devlet üniversitelerinde %14. Profesörlerin payı da devlet üniversitelerinde %23, vakıf üniversitelerinde %18.
İlk bakışta bu yapı, kadın oranındaki farkın önemli bölümünün kadro kompozisyonundan kaynaklanabileceğini düşündürmüş olsa da ayrıştırma analizi bu varsayımı desteklemiyor.
Asıl fark kadro yapısında değil, kademe içinde

Devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki yaklaşık 9,9 puanlık kadın oranı farkı, kadro yapısı ve kademe-içi farklılıklara göre ayrıştırıldığında kadro yapısının yarattığı farkın 0,5 puan olduğunu ve bu farkın toplam farkın yaklaşık %5’ine karşılık geldiğini görüyoruz. Aynı akademik unvan içindeki kadın oranı farklılıklarından kaynaklanan kısım ise 9,3 puan, yani toplam farkın yaklaşık %94’ü.
Bu bulgu önemli. Çünkü vakıf üniversitelerindeki daha yüksek kadın oranını, yalnızca “daha fazla genç akademisyen istihdam ediyorlar” biçiminde açıklamanın olası olmadığını gösteriyor bize.
Başka bir ifadeyle, mesele yalnızca kimin hangi unvanda çalıştığı değil; aynı unvan içinde kadınların hangi oranda temsil edildiği.
Bu ayrım, üniversite türleri arasındaki toplumsal cinsiyet farkını anlamak açısından oldukça önemli.
Bu konuyu da tartışmaya açalım mı 🙂 Bunu da üniversitelerdeki kadın yöneticiler tartışsın derim. Tabi ki erkek düşmanı değilim ancak “kadın sorunlarını önce kadınlar tartışmalı, erkek perspektifinden kadın sorunlarını tartışmak gerçeğe uygun olmayabilir” görüşündeyim.
En büyük fark Öğretim Görevlisi kadrosunda
Kademe-içi oranlara bakıldığında, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki farkın bütün akademik unvanlarda aynı olmadığı görülüyor.
En büyük fark Öğretim Görevlisi kadrosunda ortaya çıkıyor. Devlet üniversitelerinde kadınların oranı yaklaşık %49 iken vakıf üniversitelerinde %67’ye ulaşıyor. Aradaki fark 18 puan.
Dr. Öğretim Üyesi düzeyinde fark yaklaşık 10 puan. Araştırma Görevlisi ve Doçent kadrolarında ise yaklaşık 7’şer puanlık fark bulunuyor.
Ancak profesörlük düzeyine gelindiğinde tablo neredeyse tamamen değişiyor. Devlet üniversitelerinde kadın profesörlerin oranı yaklaşık %35, vakıf üniversitelerinde ise %37. Fark yalnızca 1 puan civarında.
Bu sonuç, yaptığım bu analizin belki de en dikkat çekici noktalarından biri.
Vakıf üniversitelerinde kadınların alt ve orta akademik kademelerdeki temsilinin belirgin biçimde yüksek olmasına karşın, profesörlük düzeyinde iki üniversite türü birbirine oldukça yaklaşıyor.
Bu durum farklı biçimlerde yorumlanabilir. Profesörlük aşamasında akademik yükselme süreçlerinin daha standartlaşmış ve merkezi ölçütlere bağlanması bunlardan biri olabilir. Buna karşılık Öğretim Görevlisi veya Dr. Öğretim Üyesi gibi kadrolarda üniversitelerin kendi insan kaynakları politikalarının ve işe alım tercihlerinin daha fazla rol oynama ihtimali olabilir. Veya, ,şu an öngöremediğim başka nedenler.
Mevcut veriler bu açıklamalardan herhangi birini kesin olarak doğrulamaya yetmiyor. Başvuran aday havuzu, akademik alanların dağılımı, üniversitelerin kuruluş tarihi ve bölüm kompozisyonu gibi faktörler de aynı örüntüyü üretebilir.
Dolayısıyla burada yapılabilecek en doğru yorum, kurum türünün kadın istihdamı açısından önemli bir farklılıkla ilişkili olduğu, ancak bu farklılığın nedeninin mevcut veriyle kesin biçimde belirlenemediğidir.
Türkiye üniversitelerinde en yüksek ve en düşük kadın akademisyen oranları

Üniversiteler tek tek incelendiğinde ise başka bir örüntü daha ortaya çıkıyor.
2025 yılında 300 ve üzeri personele sahip üniversiteler arasında en yüksek kadın akademisyen oranları ağırlıklı olarak vakıf üniversitelerinde görülüyor. Listenin üst sıralarında Ankara Medipol Üniversitesi %69, Fenerbahçe Üniversitesi %68, İzmir Demokrasi Üniversitesi %66, İstanbul Kent Üniversitesi %64, Yeditepe Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi %63 düzeyinde kadın akademisyen oranlarına sahip.
En düşük oranlara bakıldığında ise tablo tersine dönüyor. Listenin tamamını devlet üniversiteleri oluşturuyor. Şırnak Üniversitesi’nde kadın oranı %26, Muş Alparslan Üniversitesinde %27, Bingöl Üniversitesinde %28; Mardin Artuklu, Hakkari ve Siirt Üniversitelerinde %29; Iğdır Üniversitesinde %30 ve Batman Üniversitesinde %31.
Bu bulgulardaki coğrafi bir örüntü sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Tabi bunu hemen aceleyle “bölgesel kalkınmışlık kadınların akademiye katılımını belirliyor” şeklinde okumak da erken olur. Üniversitelerin bölüm dağılımları, akademik alanların cinsiyet kompozisyonu, kurumların kuruluş tarihleri ve bulundukları bölgelerdeki işgücü piyasası gibi değişkenlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla üniversitenin bulunduğu şehir ile kadın akademisyen oranı arasındaki olası ilişkiyi anlayabilmek için bölüm ve disiplin düzeyinde daha ayrıntılı bir analiz yapmak gerekir.
Asıl mesele giriş değil, kariyerin devamı
Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde ortaya oldukça belirgin bir tablo çıkıyor.
Türkiye’de kadınların akademiye girişi açısından tamamen dezavantajlı bir konumda olduğunu söylemek mümkün değil. Aksine araştırma görevlisi düzeyinde kadınlar erkeklerden daha yüksek oranda temsil ediliyor. 2025 yılında bu oran %55.
Sorun daha çok akademik kariyerin ilerleyen aşamalarında belirginleşiyor.
Kadınların oranı araştırma görevlisinden profesörlüğe doğru %55’ten %36’ya geriliyor. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği açısından yalnızca akademiye giriş oranlarına bakmak yeterli değil. Kariyerin hangi aşamalarında kadınların sistem içinde tutulabildiği, hangi aşamalarda temsil kaybının başladığı ve profesörlük düzeyine kadar hangi mekanizmaların devreye girdiği daha önemli sorular haline geliyor. Konuyla ilgili kapsamlı bir nitel çalışma gerekli diye düşünüyorum.
Üstelik üniversite türleri arasındaki yaklaşık 10 puanlık kadın oranı farkının büyük ölçüde kadro yapısından kaynaklanmadığının görülmesi, tartışmayı daha da ilginç hale getiriyor. Farkın yaklaşık %94’ünün kademe-içi farklılıklardan gelmesi, aynı akademik unvanlarda kadınların temsilindeki kurumsal farklılıkların da ayrıca araştırılması gerektiğine işaret ediyor.
Belki de bundan sonraki soru “Hangi üniversitede kadın akademisyen oranı daha yüksek?” sorusu olmamalı.
Daha anlamlı soru şu olabilir: “Kadınlar akademik kariyere hangi oranda giriyor, hangi aşamada kaybediliyor ve bu kayıp üniversiteler arasında neden farklılaşıyor?”
Mevcut veriler bu sorunun cevabını tek başına vermese de önemli bir başlangıç noktası sunuyor. Yalnızca toplam kadın oranlarına değil, kariyer basamaklarına, kurum türüne ve aynı unvan içindeki farklılıklara birlikte bakmak gerekiyor.
Verileri ve analizi de paylaşayım sizinle.
Verilere ve analize ulaşmak için bu linke tıklayın lütfen.
Kademe_Bazinda_Kadin_Orani_Siralamasi_2025
Selamlar, sevgiler.
Doç. Dr. Fatma Betül KURNAZ